Dapdarım kendime
Dapdarım kendime
Dar buralar
Eminönü kalabalık değil bugün
Ya da ben fark etmiyorum
Düşünürken seni
Ve kulaklarım
Hiçbir vapurun sesini duymayacak kadar sağır
Başım o kadar eğik ki
Sanki gökyüzünü almışlarda
Bırakmışlar omuzlarıma
Altında eziliyorum adeta
Ayakkabılarımın parlak olması
Ya da olmaması
Hiç dikkatimi çekmiyor
Ve saymıyorum artık
Hiçbir adımımı
Sadece yürüyorum
Başım eğik
Aklımda sen
Her gelene çarparak
Sadece yürüyorum
Saray burnunda kaç çay içtimse
Hepsi acı
Oysa çok şekerliydi
İnce belli bardaklar
Ne kadarda çok benziyorlar sana
Bu yüzden midir?
Elimden düşürmeyişim
Soramadım kendime
Denize takıldı gözlerim
Nasılda dövüyor dalgalar kıyıyı
Bir vuruyor
Bir kaçıyor
Bu gidişinin de dönüşü olacak mı?
Sende dalgalar gibi geri gelecek misin?
Yoksa ıssızlığa mı terk edeceksin kıyılarını?
Bir yere kadar sağırlık hüküm sürüyor
İkide bir arkama dönüp duruyorum
Her topuk tıkırtısı
Ansızın seni vuruyor aklıma
Ve ben yine sana hapsolup
Kayboluyorum
Tutmadığın şu vakitte ellerimi
Aklımda sana yazılacak o kadar çok şiir var ki
Deste deste kaleme
Seni sığdırabilecek kadar
Sen gibi beyaz kağıtlara ihtiyacım var
Evim küçük geliyor artık
Tüm odalar işgal altında
Sana gönderilmeyi bekleyen
Çuvallar dolusu mektupla
Bir yerlerine taktım içimi
Yavaşça sökülüyorum
Senden uzaklaştıkça
Acılarım çoğalıyor
Her adımın sillesi o kadar ağır ki
Kaç parmaklı belli olmayan bu tokat
Her çarptığında içimi
Çoook uzak ediyor beni bana
Gitmek bu kadar acıtırmış
Öğrettin
Çok acıtarak
O kadar çok mektubum var ki!
Olurda gönderirsem bir tekini,
Ya unuttum diyecek mektubum.
Yahut da boğazına yumru olacak.
Ben bittim yazacak!
Musalla taşında üşürken bedenim.
18 – 05 – 2009 00 – 40
Siz şiirlerimi okurken ağlıyorsanız ben yazarken ölüyorum…
sR___
|